**************************************************************************************** www.sultaner.tr.gg*****************************************************************************************************

www.sultaner.tr.gg

www.sultaner.tr.gg

MUHABBET'TEN HASIL OLDU MUHAMMED

   
  MUHABBET'TEN HASIL OLDU MUHAMMED
  Muhabbet c
 

''Muhammed’den muhabbet oldu hasıl. Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl”
Tarih: 15.02.2004 Saat: 07:54 Yayınlayan: OTUKEN

İslam
...
Hamdların en güzeli, ilahi kelamında “Muhammed Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzap:40) diye buyuran ve her şeyi yoktan ol emri ile olduran, alemlerin rabbine, insanların melikine ve insanların ilahına olsun.

“Allah ve melekleri, peygamber’e çok salevat getirirler. Ey müminler! Siz de O' na salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.”(Ahzap:56) emrine bütün benliğimiz ve gönlümüzdeki VAR’ın sırrı ile bitmez tükenmez bir şekilde salat-ü selamlar olsun o kutlu nura.

Kıymetli gönüller, neyi nasıl anlatacağımın acizliği içersindeyim, şöyle ki, öyle bir gönülden bahsetmem gerekiyor ki , zahirde biliyor, tanıyor ve seviyoruz denilen, batını ise başta bu aciz olmak üzere bir çok gönlün bilmekten, tanımaktan ve hakkı ile sevmekten bihaber olduğu bir NUR’dan, öyle bir gönül ki BİR ve VAR olan HAKK o kutlu gönül için hadis-i kudsisin de “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” (K.Hafa) diye buyuruyor. Feleklerin var olmasına sebep öyle kutlu bir gönül ki aslı nur, görünüşte ise nasipsiz gözlere beni adem. Bir nur ki karanlıklara bürünmüş olan alem onun nuru ile aydınlığa kavuşmuş, öyle bir nur ki aşığın, maşuğuna kavuşabilmesi için ona ihtiyaç var. Var olmak isteyen her gönlün varlık sebebi olan bir nur. İşte kıymetli gönüller, bu nur'dan bahsetmem gerekiyor ama hakkı ile bu nuru anlata bilmek bu aciz’in haddi olmadığının bilincindeyim elbet. Bu güzide sitenin yetkilisi abim al kalemini eline acizliğini görsün bütün gönüller deyince ne yapalım büyüğümüz, başımız üstüne dedik haddimiz olmadığını da bilerek aldık kalemi elimize.

Anamız, babamız ve canımız yoluna kurban Sultanım bu karanlık diyarlardan bitmez tükenmez bir şekilde salet ve selamlar gönderiyoruz . Şunu da biliyoruz ki insanlık senin kutlu nuruna muhtaç bir halde ilahi hükmü bekler oldu alemde…

Kıymetli gönüller, Hakk ilahi kelamında “O kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması, ancak kendisine bildirilen vahiyden başka bir şey değildir.”(Necm:3-4) diye buyuruyor. Yıllardır okumaktan aciz olan bizlere Kur’an da varsa inanın, Kur’an da yoksa inanmak zorunda değilsiniz deniyor. Kimler tarafından, bizce asılları bilinen ama günümüzde aydın! olarak anılan cahiller tarafından. Bakınız lütfen, sultan ne buyuruyor asırlar öncesinden;

“ Sakın sizden birinizi emrettiğim veya nehyettiğim hususlardan biri kendisine ulaşınca, koltuğuna yaslanıp ‘Bilemiyorum! Biz Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız.’ derken bulmayım.” (Tirmizi)derken bu günümüzde aydın! Olarak anılan bu cahillerin gözlerinin içine baktığı aşikardır. Bu beyanda o nurun bir mucizesi değil midir? Gören göz asırlar öncesinden bu günü görmüşte söylemiş, biz asl olan söze başlayalım ...

Kıymetli gönüller, İslamiyet kapısından içeri adımımızı ata bilmemiz için ilk şart olan şahadet kelimesini; “Allah-u Teala’nın birliğine , ondan başka ibadete layık hiçbir mabud olmadığına ve Hazret-i Muhammed Aleyhisselam’ın da Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna kalp ile inanarak dil ile ikrar” gerekiyor. Sadece bu iki kelime “ İnanmak ve söylemek” söylüyoruz ama inandık mı , inandığını söyleyen milyonlarca insan bu kutlu nuru ne kadar bildi ki inandı! İnanan da öylesine inandı işte her kes inandım diyor ya, bizimde inanmamız gerektiği için inandık. Hakk buyruğunda “Habibim sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” diyor. Uğruna felekler yaratılan ve Hakk’ın habibi olan gönlü ne kadar tanıyoruz, dostlar hep tanıdık deniyor. Allah aşkına var olan her şeyin varlık sebebi olan, bir nuru tanımayı iki kelime arasında kalan bir söz ile mi tanıdığımızı iddia ediyoruz.

Sultanım, affına sığındık kapını çaldık,
Kapının eşiğine koyulacak başımız var bizim…



Kıymetli gönüller, şu an resimde gördüğünüz kabir; “Allah’tan size bir nur gelmiştir.”(Maide:15) diye müjdelediği, habibinin ziyarete kapalı bulunan kabr-i şerifleridir. Ümmeti Muhammed’den kaç kişiye nasip olmuştur onu görmek acaba.

Kıymetli gönüller, bu yazıyı kaleme almamıza sebep olan , resimleri bu güzide siteye gönderen ve aşkın deryasında kulaç atmaya çalıştığına inandığımız değerli kardeşimizden Hakk razı olsun evvela...

Selam olsun kutlu mekanda ebedi olan sevdaya ,
Selam olsun kutlu mekanını paylaşan gönüllere,
Selam olsun kalabalıklarda hep yalnız olan hicranlı yüreklere,
Selam olsun. Selam olsun gönüldeki sultana dost!...

Bu öyle bir nur ki mutlak sevgi, mutlak itaat gerekmektedir. Bakınız ilahi hükümlerden birkaç tanesini paylaşalım siz kıymetli gönüllerle, umudum odur ki daha iyi ışık olacaktır bizlere:

“Resulüm! Onlara söyle: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”(Al-i imran:31) Hakk’ın rızası, habibine sevdalanmakta, ona itaat etmekte elde edileceğini emir buyuruyor. Bir ve VAR olan Yüce Yaradan.

Resulullah (s.a.v) efendimiz ise şöyle buyuruyor:

“Hiçbir kimse ben kendisine babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevgili oluncaya kadar kamil mümin olamaz.”(Buhari)

Bakınız ayet-i kerime de :

“Allah’ı ve Peygamber’ini incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lanet etmiştir. Onlara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.”(Ahzap:57) diye buyuruyor. Bu emirleri çoğaltmamız mümkündür. İlahi kelam bu emirlerle dolu, bakan göz önemli , bakacak ve görecek göz rabbim nasip etsin.

Birde varlık sebepleri hep o kutlu gönlün süzgeciyle HAKK’a varmak olan ashap –Radıyallahu Anh- var ki, ışık tutmuşlar her biri ayrı ayrı bizlere sevdayı öğretmişler.

Kıymetli gönüller, bu acizin gönlünün dostu sohbetlerinin birinde şöyle anlatmış ashabın sevdasını bizlere, ışık olması umudu ile sizlerle bu kıssayı paylaşmak istedim. Buyurun kulağımızı dostta verelim;

Herkes Peygamber –Sallallahu Aleyhi Vesellem-Efendimizi sevdiğini iddia edebilir. Gerçekte ise peygamber sevgisi kesin olarak itaat etme ve hiçbir surette muhalefet etmemekle gerçekleşir.

Hifa –Radıyalluhu Anha- , Ashab-ı kiramdan iffetli ve zengin bir hanımdı. Medine-i münevvere’de güzelliği ve ahlakı ile meşhurdu . Tevekkül sahibi, kazaya rıza gösteren ve Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz’e ziyadesi ile bağlı olup, sözünden hiç çıkmayan bir sahabiye idi. Ahireti çok düşünüp aklından hiç çıkarmaz, onun için çalışır, Salih ameller işlemek için uğraşırdı.

Hifa –Radıyallahu Anh- bir gün Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimize gelerek: “Ya Resulullah! beni cennete götürecek bir iş bana öğret!”dedi. Bu arzu üzerine Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz: “Önce bir erkekle evlenmen lazımdır. Bununla dininin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu.

Bu emir üzerine:
“ Ya Resulullah! Dengim kim olabilir? Bana Habeşistan hükümdarı Melik Necaşi evlenme teklifinde bulundu. Fakat ben onun bu teklifini kabul etmeyip geri çevirdim. Hatta yüz deve ile pek çok ziynetler verende oldu. Onu da kabul etmedim. Bu gün ise kurtuluşun evlenmekte olduğunu buyuruyorsunuz.. Ya Resulullah ! Kimi beğenip uygun görürseniz , ben ona razıyım.” dedi.

Resulullah –Sallallahu Aleyhi Ve sellem- Efendimiz Hifa –Radıyallahu Anh-ya: “Yarın sabah mescide en önce kim gelirse onla evlen.” buyurdu.

Sonra Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz Ashab-ı kirama: “Yarın sabah mescide kim en önce gelirse bu kadınla onu evlendireceğim.”buyurdu.

Ashab-ı kiram’ın hepsi bu duruma razı oldular. Allah-u Teala bunu işitenlere öyle bir uyku verdi ki biri hariç hiçbir sahabi erken uyanamadı.

Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz ise ilk önce kimin geleceğini merakla bekliyordu. Birden bire Hazret-i Süheyb –Radıyallahu Anh-göründü.

Süheyb –Radıyallahu Anh- ; kimsesi olmayan, fakir, rengi siyaha yakın, görünüşü güzel olmayan, zayıf ve çelimsiz bir sahabe idi. Hifa –Radıyallahu Anh- ise son derece asil ve zengin idi. Resulullah –Aallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz namazdan sonra , Hifa –Radıyallahu Anh-ı çağırdı ve durumu bildirdi. Hifa –radıyallahu anh- ise Allah-u Teala’nın kazasına razı olduğunu, Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimize arz etti. Bu durum üzerine , Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz hutbe okudu, nikah akdi yapıldı ve akabinde şöyle buyurdu: “Ey Süheyb! Kalk bu hanımın için bir şey al!”

O ise; “Ya Resulullah! Dünyalık olarak bir dirhem gümüşüm bile yok!”diye karşılık verdi.

Bu arada Hifa –Radıyallahu Anh- emretti, on bin dirhem gümüşlük bir kese getirdiler, Süheyb –radıyallahu anh-a verdiler ve ona : “Git gerekli olanı al!” dediler.

Resullah –Sallallahu Aleyhi vesellem-Efendimiz de: “Ey Süheyb! Hanımının elini tut, onu evine götür.”buyurdu.

“Ya Resulullah ! Benim evim mesciddir, hangi eve götüreyim?”diye sordu.

Bunun üzerine Hifa –Radıyallahu Anh-şöyle cevap verdi:

“Konağımı sana bağışladım, oraya götürebilirsin.”

Resulullah –Sallallahu Aleyhi vesellem – Efendimiz bu duruma çok memnun oldu ve ikisine de dua etti. Ashab-ı kiramda bu hareketi çok övdüler ve Allah-u Tealaya hamd ettiler. Daha sonra konağa gidildi ve yemek yenildi. Yemek bittiğinde Hifa –radıyallahu anha-:

“Ey Suheyb! Bil ki, ben sana nimetim, sen bana mihnetsin. Sen bu nimete şükür, ben bu mihnete sabır için, gel bu geceyi ibadet ve taatle geçirelim. Sen şükür ediciler, ben de sabır ediciler sevabına kavuşalım. Çünkü Resulullah –Sallallahu Aleyhi vesellem- Efendimiz:

‘Cennette yüksek bir çardak vardır. Bunda yalnız şükür edenler ve sabır edenler bulunur.’ buyurdu.

O gece ikisi de ibadet ile meşgul oldular. Cebrail Aleyhisselam, geceki durumlarından Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem-Efendimizi haberdar etti. Cennet ve Cemal-i ilahi ile müjde verdi. Suheyb –radıyallahu anh- sabah mescide geldiğinde, Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz de buyurdu ki;

“Ey Suheyb! Geceki halini sen mi anlatırsın, ben mi söyleyeyim?”

“Siz söyleyin ya Resulullah!”diye cevap verdi.

Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz durumlarını ve ne yaptıklarını onlara bildirdi ve sonra şu müjdeyi verdi:

“Siz cennetliksiniz ve orada Allah-u Teala’yı göreceksiniz.”

Suheyb –radıyallahu anh- sevincinden ve cennette Allah-u Teala’yı görmek müjdesine kavuşmak şeklinden, başını secdeye koydu ve şöyle dua etti:

“YARABB’İ! EĞER BENİ MAĞFİRET ETMİŞSEN, GÜNAHLARA BULAŞMADAN RUHUMU AL!.”

Allah-u Teala onun duasını kabul ederek ruhunu secdede iken aldı. Ashab-ı kiram –radıyallahu anhüm- bu durumu görünce ağladılar.

Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem- Efendimizde buyurdu ki:

“Daha şaşılacak bir şey var. Hifa da şuanda ruhunu Allah’a teslim etti.”

İkisinin de namazını kıldılar. Her ikisini yan yana defnettiler. Başları ucuna iki tahta koydular. Bir tahtaya:

“Bu Allah-u Teala’nın nimetine şükür edenin kabridir.”

Diğerine ise: “Bu Allah-u Teal’nın mihnetine sabır edenin kabridir.”diye yazdılar.

Selam olsun sakınmak ve arınmak isteyen (müttaki) gönüllere,
Selam olsun her zaman Samed olan rabbe aşık olan boynu büküklere,
Selam olsun Hakk adına bütün varlıklardan boşanan nurlu yüzlere,
Selam olsun, selam olsun gönülde ki sır-a dost!...

Kıymetli gönüller işte sevda , işte itaat, işte şükür ve sabır. Kardeşimizin bizlerle paylaştığı bir diğer güzellik sakalı şerif hakkında.



Ebu Said –radıyallahu anh- buyurur ki:

“Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem-i berber tıraş ederken gördüm. Sahabiler etrafını çevirmişlerdi. Berberin kestiği saçların bir tekinin bile yere düşmesini istemiyorlardı. Her düşen saç, daha yere inmeden birisinin avucuna düşüyordu.” (Buhari)

Bakınız bu aciz’in gönlünün sultanının bu konuda ki sohbetinin bir yerinde tam bu noktaya temas ederek neler buyuruyor;

“Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem- Efendimizin aslı nurdur. Aslı nur olduğu için Allah-u Teala ve Tekaddes Hazretleri, onun vücudunu da nur yapmıştır. Sakal-ı şerif’i de nurdur, ne yanar, ne çürür.

Binaenaleyh onun her bir teli ümmet-i Muhammed için en büyük bir hediyedir. Çünkü nurdan bir zerredir.

Onlar onun bir kılını dahi en kıymetli bir şekilde ölünceye kadar sakladıkları gibi; nesline de, ümmet-i Muhammed’e de hediye bırakmışlardır. Bu sebepledir ki sakal-ı şerifler günümüze kadar gelmiştir.”

Kıymetli gönüller, BİR ve VAR olan Hakk’a emanet olun vesselam…

“Gül denir her güle amma , gül-i ziba başka,
Aşk denir her aşka ama, ALLAH aşkı başka.”

Alperen

Kaynak:Ötüken

 
  Copyright (c) www.sultaner.tr.gg 2008-2017 & Her hakkı saklıdır.  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Hizmet Nimettir (Gavs-ı Sani Hz).TurkeyRank.Com - TurkeyRank-Pagerank Servisi Creative Commons Lisansı
Bu eser bir
Creative Commons Attribution-Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License .

Search Engine Optimization and SEO Tools
sultaner.tr.gg Toplist